<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727</id><updated>2012-01-08T12:16:15.520+02:00</updated><category term='Genuine'/><category term='quotes'/><category term='Afrika'/><category term='Hayalim'/><category term='el yapımı'/><category term='ekolojik'/><category term='Tespit'/><category term='geri dönüşüm'/><category term='Lizbon'/><title type='text'>uturuki</title><subtitle type='html'>gidemezsin..</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>21</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-1782701370825555077</id><published>2011-12-15T05:40:00.002+02:00</published><updated>2011-12-15T05:40:36.525+02:00</updated><title type='text'>Beden imajı üzerine...</title><content type='html'>30 yaşıma gelene dek hayatımda pek çok şeyle barıştım ve insanların söylediklerine kulak asmamayı öğrendim sayılır. Bu durumun sayılı ve yenmesi en güç istisnalarından biri ise Türkiye'de hala büyük bir tabu olan ve "şirin", "sürekli gülen" vb. şirinleştirici ifadelerle üzeri şekerle kaplanan ama online sözlüklerdeki ilgili başlıklarda nefret kusulan şişman olmak ile ilgili. &amp;nbsp;Bu öyle bir durum ki, tüm bir moda endüstrisi top yekün sizi görmezden geliyor ve bulup buluşturduğunuz üzerinize olan (çoğunlukla kendi yaş grubunuzdan değil de bir üst yaş grubunun kıyafetleri arasından seçilmiş) kıyafetlerle kalakalıyor ve sokakta bir başka "şirin, gülümseyen genç insanla (şişman olarak okuyun)" karşılaştığınızda uzun uzadıya birbirinizi süzüyorsunuz giysilerine odaklı olarak. Siz moda endüstrisinin gözünde yoksunuz, çarşı pazar 5 liraya penye çıfıt satan, bu çıfıtları yapıp yakıştırıp moda blogları açanlarla doluyken siz o çıfıtların barbie bebek standardizasyonu tarafından dışlanıyorsunuz. &amp;nbsp;Mağazaların vitrininde arada rastlanan yazıcıdan çıktısı alınmış "büyük beden bulunur" yazıları şekilsiz pullu siyah babaanne t-shirtlerine, "genç büyük beden bulunur" yazıları ise şekilsiz pullu ama moda renklerde babaanne t-shirtlerine çıkıyor genelde. Unuttunuz mu siz yoksunuz. 50 yaş öncesinde ve biraz eli yüzü düzgün giyinmeye çalışan biri olarak görmezden geliniyorsunuz. Dikiş dergilerinde bile yer almıyorsunuz. Bazen bir tasarımcı çıkarda bu "pazarı" gözüne kestirip her şeyi yanlış anlamış biri olarak bu işe girişirse şöyle tanıtım yazıları yazabiliyor PRcılar "&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black; color: white; font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 17px;"&gt;dünyaya geniş bakan, geniş yaşayan kısacası geniş endamlı insanlara&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: black; color: white; font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 11px; line-height: 17px;"&gt;&amp;nbsp;"&amp;nbsp;&lt;/span&gt; hmm pardon ama sadece bir giysi aldığımı sanıyordum, "geniş endamımın" dünyaya geniş bakmamla ilgili olduğunu zannedenlerce aşağılandığımı değil.&amp;nbsp;Öncelikle sevgi modacılar ve pek sevgili moda yazarları, dikdörtgen şeyler giymek bizlerin şişman olduğumuzu, sokaktaki insanın, arkadaşlarımızın ve hatta ailelerimizin bizi şekilden ibaret olarak yargıladığı gerçeğini değiştirmiyor. Sadece biraz daha &amp;nbsp;çirkin ve kendine güvensiz görünüyoruz o kadar. Giysi seçimimizin karşımızdaki insanda&amp;nbsp;yalnızca&amp;nbsp; biraz daha zayıf olduğumuz yanılgısını oluşturacak&amp;nbsp;illüzyonlardan&amp;nbsp;ibaret olduğu gerçeği sadece sizlerin kalıplara sokmaya çalıştığınız çeşit çeşit bedenleri inkar etmenizden ibaret. Hayat insanların dikdörtgen bir babaanne t-shirtünün altına gizleyeceğimiz bedenin "geniş endamını" görmediklerini umarak geçirmek için çok kısa. Cidden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu düşünceleri tüm yetişkinlik dönemim boyunca yanımda taşıdım ve üyesi olduğum yabancı forumlarda, sitelerde var olan pozitif etkinin de yardımıyla&amp;nbsp;kendi bedenimle yeni yeni barışmaya çalışıyorum. Yıllardır gizliden gizliye sırf büyük beden ve kendileriyle barışık oldukları için izlediğim blog &lt;a href="http://www.myaimistrue.com/" target="_blank"&gt;sahiplerinden&lt;/a&gt; ilham &lt;a href="http://www.leblogdebigbeauty.com/" target="_blank"&gt;alıyorum&lt;/a&gt;.&amp;nbsp;Yetişkinlik yıllarımın tamamında beden ölçüm 42-46 arasında ve çoğunlukla skalanın geniş tarafında seyretti. Şu anda 46 bedenim ve bedenimle ilgili ne yakışıp yakışmayacağını tartıdaki rakamdan bağımsız olarak yeni yeni öğrenmeye başlamış biri olarak işim yalnızca biraz daha zor. Tüm olumsuz örneklere rağmen bir iki firma asıl koleksiyonlarının devamı olan büyük beden kalıplarını açmaya başladı. Her ne kadar hala kullanılan modellerde gitmemiz gereken yol olsa da bu seçeneği artırması bakımından iyi bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha evet tüm bu ahkam kesmeler burada son bulmuyor. Kitlesel medyanın pompaladığı mükemmel vücut isteği öyle yaygın ki kalelerinizi ne kadar güçlendirirseniz güçlendirin, kapılmamak elde değil. Şimdilik sadece gel gitler halinde, nefretle sevgi arası gidip gelerek geçiştiriyoruz. Bu gel gitlerin olumlu tarafta bitmesi ise ancak şekilli, şemalli güzel kıyafetler içinde kendimizi iyi hissederek mümkün gibi gözüküyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://deco-00.slide.com/r/1/0000/dl/wDqKMbqIuj8AhxOVhGaCUV2_wReozZ_4/watermark" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://deco-00.slide.com/r/1/0000/dl/wDqKMbqIuj8AhxOVhGaCUV2_wReozZ_4/watermark" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;resim Stephanie'nin&lt;a href="http://www.leblogdebigbeauty.com/presse/" target="_blank"&gt; blogundan&lt;/a&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-1782701370825555077?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/1782701370825555077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/12/beden-imaj-uzerine.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1782701370825555077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1782701370825555077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/12/beden-imaj-uzerine.html' title='Beden imajı üzerine...'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-8947647607692647103</id><published>2011-10-13T01:54:00.001+03:00</published><updated>2011-10-13T01:55:25.245+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Afrika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayalim'/><title type='text'>Afrika Mutlu Kıta</title><content type='html'>Arkadaşım Nil şu sıralar öğretmenlik stajı için Afrika'da. Bu video Burkina Faso'daki ilk günlerinden çekilme. Bu videonun bir saniyesini görmüş olmak bile beni mutlulukla doldurdu ve Afrika'ya gitme isteğimi artırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="300" src="http://player.vimeo.com/video/30439744?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/30439744"&gt;Untitled&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user8885748"&gt;Nil ve Onur&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nil ve Onur'un Afrika günlüğünü&amp;nbsp;&lt;a href="http://afrikamutlukita.wordpress.com/"&gt;http://afrikamutlukita.wordpress.com/&lt;/a&gt;&amp;nbsp;adresinde okuyabilirsiniz..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-8947647607692647103?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/8947647607692647103/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/10/afrika-mutlu-kta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8947647607692647103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8947647607692647103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/10/afrika-mutlu-kta.html' title='Afrika Mutlu Kıta'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-4828338322737841995</id><published>2011-07-02T20:39:00.000+03:00</published><updated>2011-07-02T20:39:59.777+03:00</updated><title type='text'>tatil için köye gelen şehirli çocuk</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;6 yaşımdan küçük olduğum bir vakit evde bir takım hazırlıklar var ki "köye gideceğiz" atlıyoruz kırmızı beyaz bir belediye otobüsüne resmen dere tepe düz gidiyoruz. yol boyunca geldik mi geldik mi diyorum ama ne yol bitiyor ne aktarmalar. köy dediğim&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;a class="gb" href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=gaziosmanpa%c5%9fa" style="color: #1c2b63; text-decoration: none;"&gt;gaziosmanpaşa&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;a class="gb" href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=k%c3%bc%c3%a7%c3%bckk%c3%b6y" style="color: #1c2b63; text-decoration: none;"&gt;küçükköy&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;. o zamanlar yeni kurulmuş, bahçeli evlerin olduğu bir yer. otobüs bizi ana caddede bırakıyor anne caddeden "köye" şose bir yol iniyor, güneş nasıl tepede. daha varır varmaz köydür çocuktur deyip etrafımı saran çocukların arasına bırakılıyorum. meğer onlardan biri akran bir kuzenmiş. ben öyle salak salak dolanırken, kuzenim benimle hava atıyor bu dışardan geldi diyerek. sonra o yaz bol bol şeftalili şurup içiyorum almış başını gitmiş alerjilerim için, öyle tatlıki, nerdeyse hoşuma gidiyor içmek, çaktırmıyorum. tulumbadan su çekip içmeyi öğreniyorum. etrafını saran meyve ağaçları ile adeta bir oda gibi olan bahçeden erik yemenin tadına varıyorum. inekleri seyrediyorum ahırdaki, ahırın duvarındaki tezekleri seyrediyorum. tezek bilgisi ilkokulda öğreneceğimiz zamana dek çoktan öğrendiğim sağlam bir bilgi oluyor kalıyor aklımda. anneannemin almanya'dan getirdiği televizyonlu teypten bir belgesel takılıyor gözüme, filler geçiyor ağaçların arasından (çok sonraları balkondan bozma verendada fil besleyebileceğimize ve bundan babamın haberi olmayacağına ikna etmeye çalışıyorum annemi, teybin küçücük ekranında o kadar küçükki filler). o televizyonlu teyp bir de sürekli belkıs akkale türküleri çalıyor&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;sup class="ab"&gt;&lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kasetti+belkide" style="color: #1c2b63; text-decoration: none;" title="(bkz: kasetti belkide)"&gt;*&lt;/a&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;: bu gala gaşlı gala cıngılı gaşlı gala. yıllar sonra televizyonda çıktığında türküyü bilmeme şaşırıyor halamlar. söylemiyorum nerden öğrenmiştim. o günler konuşmamak üzere mühürlenmiş çoktan.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-4828338322737841995?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/4828338322737841995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/07/tatil-icin-koye-gelen-sehirli-cocuk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/4828338322737841995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/4828338322737841995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/07/tatil-icin-koye-gelen-sehirli-cocuk.html' title='tatil için köye gelen şehirli çocuk'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-454156227615808851</id><published>2011-06-23T23:35:00.000+03:00</published><updated>2011-06-23T23:35:30.198+03:00</updated><title type='text'>İlkokul Öğretmeni (Nefret Edilen Cinsinden...)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;türkiye'de eğitimin nasıl da baştan savma olmasından dolayı aslında eğitimci kisvesi olmayan insanların öğretmen oluvermesinden kaynaklanan çarpıklıklardan ilkokulu zehir eden öğretmen tipidir kendisi. ben ve dahi 2 kardeşim de bu tip birer öğretmenin elinde çocukluklarımızı heba ederek o ilkokul sınıflarının kapısında bırakmıştık, al artık bu bize lazım olmaz diyerek..&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;ben ismi lazım değil nispeten uzak bir ilkokula anne babasının ayrılığını yolda oyalanarak unutur zaar denilip servisle gidip gelinmecesine yazdırılmıştım. okul istanbul'un o zamanlar havalı bir semtinde villaların ve gecekonduların arasında bir sınır taşı gibiydi. bu okula atyarışlarınahemencecikvedahikazanacağıbesbelliatlaryetiştirdiği umuduyla çevre semtlerden pek çok zengin çocuğu da yazdırılmıştı. sınıfların içerisinde el üstünde tutulan zengin çocukları ve dersin ortasında çat diye girip arkadaşlarının gözleri önünde bir örnek montlar ve ayakkabılar denetilen gecekondu semtinin çocukları arasında biz bir kaç kişi yine orta sınıfın bir sınır taşı vazifesini görürdük ama bu basit bir ayrıntıydı ve aslında bizde yoksul kısma ait olduğumuzu bilir ve ona göre davranırdık. boğaz kenarı semtlerden gelme çocukların öğretmene sarılma hakkı vardı mesela ama bizim yoktu. önemli değildi belki sarılmak ama ilkokul çocuğuyduk sonuçta öğretmenimize sarılmak isterdik.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;sonra birgün sınıfa selvi derler bir kız getirdiler, sene ortası, ailesi istanbul'a yeni göçmüş, babası apartmanlardan birinde bir iş bulmuş. selvi saçları iki yandan belik, elleri kendi demesine göre kurbağa ellemekten kabar kabar kabarmış, dili kendi diline kaçan bir sessiz kız. ben bir önceki sene hazırlanıp "kol başkanlarının" resimlerinin yapıştırıldığı afili afişin derdindeyim ki uğraşması zor deyip kırkılan saçlarımla bir erkek çocuğuna benzediğim siyah beyaz resmim trafik kolu için ayrılan kısma yapıştırılsın. resmi kalem kutumda taşıyorum, öğretmenin umuru değil ama ben umursuyorum. o umursama derdine düşmüşken işte sınıfta birşeyler dönüyor başını yakalayamadığım. sınıfın ortak bozuk para kumbarasından birileri aşırtma yapmış. öğretmen ortaya konuşuyor önce, parmak izi tozu diyor aşırma yapanın er yada geç ortaya çıkacağından emin. parmak izi tozu nedir önce orada öğreniyorum. beyaz bir toz olduğunu hayal ediyorum ama böyle bir teknoloji açıkçası pek olası gelmiyor. sonraki günlerde ben hala hışırı çıkmış vesikalığı afişe yapıştırma derdindeyken öğretmen bu kez herkesin ortasında açıklıyor para aşıranın kim olduğunu. selvi kız orada mı o an hatırlamıyorum, ama aklımda tek kalan öğretmenin selvi'nin şivesini taklit ederek söylediklerini tekrarlaması oluyor.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #2c2c2c; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;sonra gereksiz lüks bir mekanda yapılan ve biletleri bir hayli pahalı olan ilkokul mezuniyetine katılmayacağımız aile kararı ile belli oluyor. açıkçası hiç umurumda değil, ne o mekanı ne mezuniyet eğlencesi nedir biliyorum. o yıl deli gibi kitap okumakla meşgulüm. neden bile diye sormuyorum. hazırlıkların okul içerisinde hızlandığı ve biletlerin satıldığı bir gün, öğretmen yanına çağırıyor beni ve annemle ilgili birşey sorup beni ağlatıyor. orada daha kabuğumu örmeyi beceremediğim için salya sümük ağlıyorum. tesadüf bu ya halam geliyor okula o gün, bilet almayacağımızı söylüyor. öğretmen beni gösteriyor ve diyorki "ama o gelmeyi istiyor. hem ağladı bugün gelmek için". donup kalıyorum, ağlamadım diyorum ama benim lafımın hükmü yok. o bilet alınıyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-454156227615808851?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/454156227615808851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/06/ilkokul-ogretmeni-nefret-edilen.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/454156227615808851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/454156227615808851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/06/ilkokul-ogretmeni-nefret-edilen.html' title='İlkokul Öğretmeni (Nefret Edilen Cinsinden...)'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-1037841437937845340</id><published>2011-06-02T17:35:00.000+03:00</published><updated>2011-06-02T17:35:18.919+03:00</updated><title type='text'>Üzülme Afrika, işimiz bitince sifonu çekeriz!</title><content type='html'>Avrupa ülkelerinin sömrügecilik geçmişleriyle elde ettikleri zenginliğin kaynağını unutup &amp;nbsp;dönem dönem Türkiye'ye yönelik bir "safları sıklaştıralım" imasında bulunması vakayı adiyeden. Son 10 yıllık süreçte bu safları sıklaştırma operasyonu sayesinde, sınır boylarında, Meriç'in sularında ve Ege denizinde hüzünle biten mülteci hikayeleri giderek artıyor. Sebep, Avrupa'nın çalıp çırparak elde ettiği zenginliğini paylaşmak istememesi. Bu bilindik bir manzara ama şimdiye dek Avrupa'nın büyüklüğüne inanmışlar ordusu yine ve hep suçlanacak merci olarak Afrika ülkelerini işaret ettiler hep. Öyle ya bir türlü beceremiyorlardı bu işi. Yönetilmeyi. Altını kazısanız ah ne güzel olur bağımsızlık öncesi koloniyel devirlere dönsek dileklerinin görüleceği bu işaret etme aslında boş ve beyhude bir Avrupa'nın kanını yuğma çabası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.thisisafrica.me/"&gt;This is Africa&lt;/a&gt; sitesi fildişi Sahilleri Meclis Sözcüsü &lt;a href="http://fr.wikipedia.org/wiki/Mamadou_Koulibaly"&gt;Mamadou Koulibaly&lt;/a&gt; ile New African gazetesi tarafından yapılmış bir röportajdan yola çıkarak&amp;nbsp;FRANSA KOLONİYEL PAKT SAYESİNDE NASIL AFRIKA'NIN SIRTINDAN GEÇİNİYOR? başlıklı bir makale yayınladı. Makalede cin Fransa'nın 1960'lardaki bağımsızlık dalgasından hemen önce nasıl da kendini sağlama aldığı ayrıntılarıyla açıklanıyor. Makalenin ingilzice aslı &lt;a href="http://www.thisisafrica.me/city-life/detail/1603/How-France-lives-off-Africa-with-the-Colonial-Pact"&gt;şuradan&lt;/a&gt; okunabilir. Ben yanlızca en can alıcı kısmı ingilizce bilmeyenler için çevirmeyi uygun gördüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Fransa 1960'larda Afrika'dan gelen bağımsızlık taleplerine karşılık vermeden önce eski kolonilerini (CFA ülkeleri) "zorunlu birlik" sistemi altında, 14 Afrika ülkesini yabancı para rezervlerinin % 65'ini ve ilave olarak finansal sorumluluklar için de % 20'sini Fransız Hazinesine koymalarını zorunlu kılan bir düzenlemeye gitti. bu 14 Afrika ülkelerinin kendi paralarının yanlızca % 15'ine erişimleri olması manasına geliyor! Eğer daha fazlasına ihtiyaç duyarlarsa kendi paralarını Fransızlardan ticari oranlar üzerinden ödünç almak durumundalar! Ve bu durum 1960'lardan beri devam ediyor.&lt;br /&gt;İster inanın ister inanmayın, daha da kötüsü geliyor.&lt;br /&gt;Fransa Frankafon ülkelerdeki doğal kaynakları almak veya redetmek hakkını elinde tutuyor. Yani Afrika ülkeleri kaynakları için daha iyi fiyatlar bulmuş olsalar bile bunu Fransa bu kaynakalara ihtiyacı olmadığını söyleyene dek satamıyorlar.&lt;br /&gt;Bu hükümert anlaşmaları uyarınca Fransız şirketleri gözetilmeli; yanlızca bu şirketlerden sonra bu ülkeler ürünleri için başka yerleere bakabilirler. CFA ülkelerinin daha iyi fiyat alabilmeleri bu durumda önemsiz.&lt;br /&gt;CFA bölgesini terketmeye çalışan CFA ülkelerinin başkanları Fransız cumhurbaşkanları tarafından politik ve finansal baskıya maruz kaldılar.&lt;br /&gt;Yani bu Afrika ülkeleri Fransa'ya vergi ödüyor - hem de gittikçe yükselen bir oran üzerinden - ama bu ülkelerin vatandaşları Fransız değil ve kendi paralarının sağladığı hizmetlere ve ürünlere ulaşamıyorlar.&lt;br /&gt;CFA bölgeleri Fransız politikacılarının Fransa seçimleri sırasındaki mnasraflarına finansal destek çıkmaya zorlanıyorlar.&lt;/blockquote&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-1037841437937845340?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/1037841437937845340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/06/uzulme-afrika-isimiz-bitince-sifonu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1037841437937845340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1037841437937845340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/06/uzulme-afrika-isimiz-bitince-sifonu.html' title='Üzülme Afrika, işimiz bitince sifonu çekeriz!'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-8536485547175696816</id><published>2011-01-25T16:28:00.001+02:00</published><updated>2011-01-25T16:36:56.802+02:00</updated><title type='text'>Okumak..</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TT7f9nQxZLI/AAAAAAAAKi4/hvYJ6MoC74E/s1600/tumblr_lf1954orBL1qz71rio1_500.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TT7f9nQxZLI/AAAAAAAAKi4/hvYJ6MoC74E/s200/tumblr_lf1954orBL1qz71rio1_500.jpg" width="160" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Okumayı öğrenir öğrenmez -&lt;i&gt;ki N harflerini kelebeğe çevirmeyi öğrendiğimin ertesine denk gelir&lt;/i&gt;- kendimi kitapların ortasına, güvenli bir sığınağın içine bıraktığımı ve o zamanlar etrafımda dönen içerisine katılmadığım ama hayatımın geri kalanını derinden etkileyecek olan olayların sesini kısmak için bir kalkan misali kullandığımı hatırlıyorum. Kitap okumak, ucundan çekince gelen bir yumak gibi bir cümlesinden tutununca dış seslere kendimi tümüyle kapatabildiğim bir mabet oldu benim için. Olaylar farklı gelişseydi kendimi çocuk kitapları ile çevrili bulabilirdim şüphesiz, ama o hayhuyun içerisinde sabırsızca daldığım ve kimsenin engellemesiyle karşılaşmayınca sahiplendiğim şaheser romanlar serisi vardı elimin altında: Rus, Amerikan ve diğer dünya klasikleri yanında Barbara Cartland romanlarını da barındıran, yeşil ciltli, kalın kuşe kağıda basılı renkli ceketli, güzel kokulu romanlar... Ortaokula bile varmadan Rus edebiyatının lezzetiyle, Hemingway'in, Steinbeck'in ustalığıyla (ve tabii katalan prensleriyle aşk yaşanan hülyalı barbara cartland'larla) tanışmamı sağlayan bir rüya dizi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sonra ilkokul 4'ü 5'e bağlayan yaz tatilinde, Tekel'e yolu düşen bir kitap satıcısının marifetiyle babam içerisi Can ve Cem yayınlarının çocuk serileriyle dolu bir karton kutuyla çıka geldi. Ganimetimi özenle saydığımı (&lt;i&gt;tam&amp;nbsp;40 tane!&lt;/i&gt;)&amp;nbsp;ve başucumuzda yan yana duran komodinlerin gözlerine özenle dizdiğimi ve hepsini bir bir okuyuşumu hatırlıyorum. &amp;nbsp;O incecik çocuk kitapları ki bugünkü dünya görüşümün sağlam ve sarsılmaz temellerini atmamı sağladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tabii klasikler ve güzel çocuk kitapları ile mutlu mesut değildi okumak benim için. TRT'nin deli dönemlerinde bir film hatırlıyorum. Bir yemek odası, kocaman bir masa etrafında dünya haritasına benzer bir yuvarlak top elektrik ışınları çıkararak odadakilere korku veriyor.. Sahneye anlam veremediğimi ve neden öyle olduğunu sorduğumu hatırlıyorum. Aldığım cevap yıllarca bir kabus olarak peşimi bırakmadı ve beni her an delirebileceğim korkusuyla tedirgin uykulara yatırdı: "çok okumaktan öyle olmuş". Sonra alıştım zaten çünkü bizim ailede her iş adamının mafya babası olduğu gerçeği ile insanın okumaktan delirilebileceği gerçeği hiç tartışılmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra 8-9 yaşlarındaki Nihal ile tipik bir konuşma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;sırf cevabı duyup gülebilmek için soru soran yetişkin:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;-Nihaaal ne okuyorsun?&lt;br /&gt;&lt;i&gt;okumaya ara verip kitabın ismine emin olmak için baktıktan sonra:&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;-aşkın kollarında*&lt;br /&gt;&lt;i&gt;gülüşmeler&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal;"&gt;*barbara cartland olduğunu söylemeye gerek yok sanırım&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------------&lt;br /&gt;Bu yazı kitap okumayan bir toplumda yaşıyor oluşumuzla ilgili de yazılabilirdi ama elde kitap okumaktan &lt;i&gt;genelde&lt;/i&gt; nefret eden bir toplum olduğumuz haricinde bir veri yok zira hayat şartları kısmı korsan kitap piyasası düşünüldüğünde havada kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neokuyorsun.com'dan Goodreads.com'a geçis yaptım. Hayat ısrarla düzeltilmeyen projelerin düzeltilmesini beklemek için aşırı kısa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-8536485547175696816?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/8536485547175696816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/okumak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8536485547175696816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8536485547175696816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/okumak.html' title='Okumak..'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TT7f9nQxZLI/AAAAAAAAKi4/hvYJ6MoC74E/s72-c/tumblr_lf1954orBL1qz71rio1_500.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-4240142542548933519</id><published>2011-01-20T21:19:00.000+02:00</published><updated>2011-01-20T21:19:23.801+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>Çevreci vs. Ekolojist*</title><content type='html'>&lt;div&gt;TEMA vakfı 90'lı yıllarda hayatımıza ani bir giriş yapıp, hedefini "ağaçlar kesilmesin" olarak belirleyen yufka yürekli kapitalist sisteme çevirdiğinden beri köprünün altından çok sular aktı. O dönemden bu yana ilkokullar dahil, geniş bir çevrede kendine gönüllüler edinen ve "çevreci" bir bilinç oluşturan vakfın eli zaten en başından temiz değildi. Ağaçlar kesilmesin! sentimalistliğine -&lt;i&gt;ki burada eleştirim bu isteğe değil isteğin yüzeyde ve diğer sorunlarla bağımsız kalmasınadır&lt;/i&gt;- bir de milliyetçi sosa bulanmış bir milli hedef eklediler : Türkiye çöl olmasın! Her yıl Türkiye Kıbrıs kadar toprak kaybediyordu ve bunu bitki kültüründen bağımsız en minimal masrafla alınabilen türden ağaç fidanlarıyla giderebilirdik! Biz ne de olsa verilecek bir avuç toprağı bile olmayan vatanın evlatlarıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılı ve görsel basın yoluyla halesi iyice parlatılan bu "çevreci" vakfa dair ilk eleştiriyi 10 sene öncesinde -&lt;i&gt;tam tarihi ve dergi ismi bende maalesef ödünç verilip getirilmeyen kitaplar bendinden dolayı yok&lt;/i&gt;- Anarşist dergilerden okuduğumu hatırlıyorum. Greenpeace'i ve Tema'yı paramparça eden yazı, bugünlerde STK'ların daha yeni dikkat çekmeye başladığı Tema ve büyük şirketler bağlantısını ifşa ederek bu bağlantılarla "çevreci" bir vakıf olunabileceğini ama asıl olunması gerektiği gibi ekolojist bir oluşum olamayacağına işaret ediyordu.&amp;nbsp;O yazıların üzerinden geçen uzunca bir sürede Tema faaliyetlerine devam etti. Vakfın kurucularından Karaca neredeyse kutsal bir pozisyon edindi ve çevresel duyarlılıkla Tema vakfı ismi grift birbirinden ayrılmaz bir yumağa döndüler. &amp;nbsp;Karşı çıkılmaz kutsal yumak. Nikah şekeri yerine dağıtabileceğiniz minicik bebek fidanlardan erozyona karşı durmasını isteyecek ve sorunun köklerine inmemiş olmayı böylelikle vicdanlardan temizlemeyi kolaylaştıracak bir milli vakıf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim takip ettiğim son 5 yılın içerisinde son zamanlarda çıkarılan yasalara artan tepki ve bir şeyler yapmanın aciliyetinden doğan bir ekolojist hareket iyice yükselişe geçti. Ardı ardına gelen darbelerde savaşılacak cepheler iyice arttı; HES'ler, tohum yasası, tabiatı koruma kanunu değişikliği gibi direkt ekoloji ile ilgili alanlar dışında yaşadığımız toprakların tarihi mirasını da "kaptırmamaya" çalışan bir aktivist bilinç oluştu. Bu aktivist bilinç doğru yolda ilerlerken yolunda gözden kaçırmaması gereken bir çok yanlışla da boğuşmak zorunda ve Türkiye'de -&lt;i&gt;maalesef&lt;/i&gt;- yaygın olan önce yolda yanlış yaparak ilerleme ve sonra şeytanlarla başa çıkma eğilimine kapılmaya da müsait bir yapısı var.&amp;nbsp;Ancak bu&amp;nbsp;handikaba&amp;nbsp;rağmen son gelişmeler gösterdi ki, ilk kez şeytanlarla savaşmayı ön plana almayı başardık ama bu kez bu uğurda iyi bir şoka uğradık. Tema vakfının asıl niyetleri ile ilgili haberler, bilgilendirmeler son dönemde artınca KİP bir basın açıklaması yayınladı sitesinde. Açıklamanın içeriği ve Tema vakfının sağlam ilişkileri, yönetim kurulundaki kişiler göz önüne alındığında ana akım medyadan bu açıklamaya bir lütuf gösterilmeyeceği çok açıktı. Ancak bu nedense bir şok dalgası ile karşılandı. Oysa zaten ekolojik hareketin kapitalist sistemin yandaş medyası ile yolları çoktan ayrılmıştı. HES mücadelesi, tohum yasası ve diğer önemli davalarda hareketin sesinin cılız duyurulmasına meydan vererek marjinalleşmesini sağlayan ve ekolojist hareketi "çevreci" hareketin merhametine terkeden yine aynı medyaydı**.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla aslında şimdi çok önemli iki yol ayrımındayız : &amp;nbsp;birincisi yandaş medya ile uzlaşmayı mı yoksa kendi iletişim araçlarımızı oluşturmayı mı seçeceğiz? Son Tunus &amp;nbsp;devrimi örneği gösterdi ki aslında sosyal paylaşım siteleri üzerinden politik paylaşımlarda bulunmak sanıldığı gibi bir vicdan rahatlatma ve tembellik işi değil. Doğru yönlendirildiğinde büyük bir güce çevrilerek örgütlenmeyi güçlendirebilir. İktidarın son zamanlarda her fırsatta örgütlü olmayı aşağılaması ve haksızlıklara karşı durmayı büyük bir suç olarak beyinlere kazımak istemesi başka türlü açıklanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, eli temiz olmayan Tema ve diğer sistem yandaşı "çevreci" oluşumları harekete katabilecekleri küçük artılar için &lt;i&gt;(para sanırım bunlardan biri)&lt;/i&gt; içeride barındırmaya devam mı edeceğiz? Bu konuda açıkçası benim tarafım belli ve keskin. Kapitalizmin askerleri ile aynı safta mücadele etmek o mücadeleyi baştan kaybetmektir. Çünkü mücadelenizin her an ters yüz edilip size karşı ve onların çıkarlarına uygun olarak kullanılma tehlikesi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekolojist hareket içerisinde yer alan tüm dernek, platform üyeleri ve bireyler ancak bu iki açmazı yanıtladıkları takdirde, gemi su almadan yürütülebilir ve belki çok yakında bir sonuç alınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;i&gt;* Bu konu hakkında düşüncelerim çok bölük pörçük ve toparlanmış değilim farkındayım. Aksi bu yazıyı bekletmek ve dolayısıyla yazılmamak üzere unutmak olacağından bu haliyle yayınlamaya karar verdim.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;**Belki bizler aynı guruplar içerisinde yer aldığımız için herkesin aynı konularda aynı şekilde dertli olduğu yanılgısına düşebiliyoruz. Ama büyük çoğunluğun konudan haberi yok veya yok denecek kadar az..&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.karadenizisyandadir.org/web/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=428:temay-tanyalm&amp;amp;catid=87:sonhaberler&amp;amp;Itemid=326"&gt;TEMA'yı tanıMAyalım&lt;/a&gt;: "Bugüne kadar çevreci ve doğa dostu bilinen bazı oluşumlar, canı yanan köylüleri, mücadele eden yaşam savunucularını kendilerine paravan etmiş, doğa katili şirketleri aklama paklama ilişkilerini gizlemek için, mücadele edenleri bir maske olarak kullanmışlardır."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://patikayolculari.wordpress.com/2011/01/17/tema-desifre-edildi/"&gt;TEMA Deşifre Edildi « Patika Yolcuları&lt;/a&gt;: "TMMOB yapılan basın açıklamasını KİP aktivisti Aysun PAKSOY okudu, okunan basın açıklamasının ardından sorulan sorular ışığında TEMA’nın sözde çevre kimliğinin ardındaki gerçekler dile getirildi."&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-4240142542548933519?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/4240142542548933519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/cevreci-vs-ekolojist.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/4240142542548933519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/4240142542548933519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/cevreci-vs-ekolojist.html' title='Çevreci vs. Ekolojist*'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-3721754977941558193</id><published>2011-01-14T15:34:00.001+02:00</published><updated>2011-01-19T12:10:22.235+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='quotes'/><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;Here one of the guinea-pigs cheered, and was immediately suppressed by the officers of the court. (As that is rather a hard word, I will just explain to you how it was done. They had a large canvas bag, which tied up at the mouth with strings: into this they slipped the guinea-pig, head first, and then sat upon it.)&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;'I'm glad I've seen that done,' thought Alice. 'I've so often read in the newspapers, at the end of trials, "There was some attempts at applause, which was immediately suppressed by the officers of the court," and I never understood what it meant till now.'&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;i&gt;Alice Harikalar Diyarında&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-3721754977941558193?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/3721754977941558193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/blog-post.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/3721754977941558193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/3721754977941558193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/blog-post.html' title='...'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-7037443721238364318</id><published>2011-01-04T15:04:00.000+02:00</published><updated>2011-01-04T15:04:35.584+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>Bilgi'de olanlar üzerine</title><content type='html'>Bu ülkede, bizim hamurumuz tuhaf bir maya ile karılmıştır ki; içimizden, her rap sesinde, her itinalı bakışta ılık ılık militarizm akar rengimizi belli etmek için. Saflar sıkıştırılır, uymayanlar bir bozuk çörek olarak bir kenara kaldırılır. Tüm siyasi görüşlerin içine bir parça otorite aşkı kaçmıştır; bayılırız tek tipciliğe. Ve en acısı ne zaman anlam veremediğimiz birşey geçse elimize ağlar babamızı çağırırız, işleri yoluna koysun diye..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o yüzden hep bu ülkede "bozuk çörek" olarak adlandırılması muhtemel olanların otoriteye mümkün olduğunca duyurulmamasından yanayım. O yüzdendir ki hiç bir zaman sevmedim gözler dolu dolu yazılmış "afrikalı göçmenler" makalelerini. Çünkü o makalelerden gelecek tek hayrın yukarlardan bir yerlerden gelen "hmm.. safları sıkılaştırın" emri ile tarumar edilecek yaşamlar olduğunu ezberden bilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cüneyt Özdemir taze tutmaya çalıştığı gazetecilik hissiyatımı yoksa izleyenlerini artırmaya çalıştığı twitter hesabı mı, Tempo dergisine konu olan "porno" bitirme tezi konusunu önümüze büyük bir aymazlıkla (ve iştahla) attı. O andan itibaren tek düşünebildiğim okulun tavrının bu habercilik karmaşasının ortasında (bel altından yukarıya kan dolaşımı olmayan yavşak okur yorumlarının da harmanıyla) nasıl olacağıydı. Doğrusu bu ya, YÖK'ün bitirme tezi yönünden olaya el atacağı ve öğrencinin diplomasının bıçak ucunda olduğunu düşünmüştüm önce. Çünkü ortada Bilgi Üniversitesi'ni 900'lü hatlardan kazandığı parayla kuran girişimci hikayesi vardı ne de olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YÖK işe el atmadı. Ya da atmaya fırsat bile bulamadı diyelim. Bu kez üniversite yönetimi kendi bozuklarını kendi ayıkladı. Topyekün bir bölüm kapatılıp, hocaları işten atıldı. Nokta. Hikayenin buradan sonrası ne kadar gereksiz ve ne kadar nefes kesici zorlukta.. Burada durup "bir üniversite özgür düşünce yeri olduğunu savunmadı bile" demeyeceğim. Çünkü Türkiye'de üniversite o anlamı hiçbir zaman kazanmamıştı ki şimdi kaybetmiş olsun. &amp;nbsp;Yeni cumhuriyetin iktidarının emriyle kurulan ve amacı iktidara hizmet etmek ve teorilerine bilimsel destek vermek olan kurumlar, özgürleşmeden yüksek liselere sonra da yüksek ticarethanelere çevrildiler. Yetişmiş iş gücü ile içi boş dört duvar üniversite mezunlarını birbirine karıştırdık. O iş baştan yaşdı yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi artık bu ülke görünen o ki hep ikircikte kaldığı yol ayrımını atlamış, bir yol tutturmuş kendine (aksi kendimizi kandırmak olur). İktidarın dürtmesiyle hemen hizaya gelmeye bu denli hazır olculuk hayra alamet değil. Merak ediyorum, bu toz dinerse (dinerse! ne umut!) şimdi bu hengamenin içinde ilk bulduğu dala tutunanlar sonra ne yapacak?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-7037443721238364318?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/7037443721238364318/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/bilgide-olanlar-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/7037443721238364318'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/7037443721238364318'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2011/01/bilgide-olanlar-uzerine.html' title='Bilgi&apos;de olanlar üzerine'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-6548130054621675463</id><published>2010-09-10T13:10:00.000+03:00</published><updated>2010-09-10T13:10:55.281+03:00</updated><title type='text'>Alışkanlıklar vs.</title><content type='html'>Uzunca bir süre önce kitaplarım bölük pörçük zamanlarda başka başka yerlerde soluğu almaya başlayınca ve bu soluk aldırmalar benim tam da eşya bağımlılığının gerekliliği, basit yaşam kavramları üzerine düşünmelerime denk geldiğinde, en azından okuduklarımı işaretleyebileceğim bir mecra arayışına girdim. &lt;a href="http://www.librarything.com/"&gt;Librarything&lt;/a&gt; o zamanlar bu iş için tek örnekti. Tabii her internet gelişimi gibi trük kullanıcının türkçe içerik sorunu yaşadığı ve sadece bilgi üniversitesinin kitaplığının eklenmiş olması ile çok da verimli olmayan bir seçenekti. Biraz kurcalayıp, ötesini berisini deşip bir kenara attım siteyi. Sonra çok daha sonra, yeni bir site girdi yayına. Türkçe olarak, türkçe kitaplar ve türkçe kullananların veritababnına sürekli güncelleme yapabilecekleri bir kitap sitesi : &lt;a href="http://neokuyorsun.com/"&gt;neokuyorsun.com&lt;/a&gt;. Çok heyecanla karşıladım, kurcaladım kurcaladım, ötesini, berisini karıştırdım. Yepyeni bir üyelik yaptım kendime, "oh" dedim "evde olmak gibisi yok". Ama işte web 2.0 ile hayatımıza giren ve kullanıcı tabanlı sitelerden şımarmış biri olarak bir süre sonra daha çok şey istemeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Kitap eklemek iyiydi ama, mesela herhangi bir kitap sitesinden bookmarklet yardımı ile anında kitap ekleyebiliyor olsak fena olmaz mıydı? Takas listesi iyiydi ama diğer üyelerle daha rahat iletişim olanakları sunulamaz mıydı? Okuduklarım listesini sayıca, yazara göre, konuya göre ayıramaz mıydık istesek? Artık kitaplar sekmesinin çalışma vakti gelmemiş miydi?&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Sorularım çoğaldı, çoğaldı, siteden taşmaya başladı. Hatta bir ara tası tarağı toplayıp &lt;a href="http://goodreads.com/"&gt;goodreads.com&lt;/a&gt;'a taşınmaya &amp;nbsp;bile düşündüm. Gittim de açıkçası, baktım dürttüm, "cık" dedim "olmaz, burası pek o kadar iyi değil!". Sonra kürkçü dükkanında buluştuk yine. Türkçe kitaplar zaten diğer üyeler tarafından ekleniyor, ingilizceleri de ben ekliyorum sırası geldikçe, varsın kulak tıkasınlar istenilen özelliklere derken... &lt;a href="http://neokuyorsun.com/blog/"&gt;Blogda&lt;/a&gt; minicik bir resim, resimde bir sürü değişiklik, neokuyorsun.com değişiyormuş, ne güzel!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TIoEHJOtXdI/AAAAAAAAJqA/lToj9WHw1FY/s1600/NeOkuyorsun.com_..Kitap_.severlerin.sosyal.a..._1282034552138.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TIoEHJOtXdI/AAAAAAAAJqA/lToj9WHw1FY/s320/NeOkuyorsun.com_..Kitap_.severlerin.sosyal.a..._1282034552138.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Darısı diğer tüm türkçe içerikli sitelere!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-6548130054621675463?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/6548130054621675463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/09/alskanlklar-vs.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6548130054621675463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6548130054621675463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/09/alskanlklar-vs.html' title='Alışkanlıklar vs.'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TIoEHJOtXdI/AAAAAAAAJqA/lToj9WHw1FY/s72-c/NeOkuyorsun.com_..Kitap_.severlerin.sosyal.a..._1282034552138.png' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-8780091465394290727</id><published>2010-08-07T18:58:00.001+03:00</published><updated>2010-08-07T18:59:59.257+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>olabilir...</title><content type='html'>2006 yılında şöyle birşey yazmıştım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Bu bazen bir övünme yada yerine göre bir yergi olabiliyor, kim Amerika’ya nereden bakıyorsa Türkiye ve Türkiye’nin küçük Amerikalık hallerini oradan konumlandırıyor. Bu bakış açısı ne olursa olsun bir gerçeği değiştirmiyor: yozlaşma. Ben öyle sıkı bir ahlak takipçisi değilim, hazzetmem de öylelerinden. Şikayet noktam aptallaştırma, aptallaştırmaya inanma ve aptalca şeyleri matah bir şey gibi sunma meselesine gelip takılıyor eninde sonunda.. Hele birde bunun üstüne apartma eklenince tadından yenmez bir karışım ortaya çıkıyor ki şimdiden nevrim döndü bile benim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu apartma konusuna takık durumdayım en çok. İnsanların özgün olamaması bir şeydir ama tutup ta karbon kopyaların ben özgünüm diye ortaya çıkı çıkı vermesi katil yapıverir beni oracıkta. Ben mesela en çok bu konuda bir tez yazılsın mesele bıçak altına yatırılsın istiyorum. Nedir bu Türkiye’deki her şeyi kitleye mal etmek tutkusu? Bu öyle bir hale geldi ki Atlas pasajına artık girilmiyor malumunuz, tabi giremeyenler ben ve benim gibi dinozorlar diyeyim, eski halini hatırlayıp bi şişe rakı açası gelenler. Yok yanlış anlaşılmasın nostaljiden de hazzetmem, değişim ve bazen yozlaşma kaçınılmazdır. Bir arkeoloji öğrencisi olarak bunu en iyi bilenlerdenim. Öyle yada böyle nedir bu kitle halinde marjinal olmaya yanıp tutuşmanın sebebi hikmeti? Hangi güç ve kuvvet tüm dükkanları tek tip kıyafetlerle doldurmaya ve tüm insanları farklı olmak adına bu giysileri almaya ve bir cadde dolusu insanı aynı gözükmeye itmektedir? Cevap basit aslında, kabullenilme, onaylanma isteği. Bu tuhaf bir durum yaratmıyor değil. Farklı giysiler otobüste söküyor, minibüste söküyor, mahallede söküyor, konu komşunun gözünde söküyor, dillerine bir sakız veriyor, aile içinde söküyor bir gün düzelir umuduyla, sonra geliyor bir cadde dolusu insanla aynı olmanın, bir yere ait olmaya çalışırken kendini bir başka yerden soyutlamanın iç huzuruyla oturup kalıyor. Nerden baksan ergen muhabbeti anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Haa dış giyimin kitle halinde sözde marjinalleşmesinin yanında Türkiye hızla muhafazakarlaşıyor bilmem farkında mısınız, çevirin bakın o ‘farklı’ gençlerden birini, kendisini dış görünümünden dolayı esefle kınayan komşu teyzeden bir farkı var mı görün..&lt;/i&gt; Ama gözlerinin içine bakmayın sakın, zira hiçlik bakması hoş bir şey değildir…&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bugün artık ekşi sözlüğü açamıyorum bile. Yavaş yavaş, tahammülsüz tuhaf bir muhafazakarlığa saplanıyoruz -neyi muhafaza ettiklerinden bağımsız-. Dünyaya, olan bitene, insan olmanın doğasına, olabilir demenin hafifliğine sıkı sıkıya sırtını dönmüş, gözlerini kulaklarını kapamış bir toplum var. İnternetten, ikili konuşmalardan heryerden akıyor bu saplantılı hal. Kah tuhaf bir demeç oluyor, kah ekşi sözlükten taşan binlerce entri, kah küçük bir kız çocuğunun erkek giysileri giymeyi istemesine dair yapılan blog yorumları; akıp ayak uçlarınıza dek geliyor. Öyle irin dolu pis bir şey ki bu kez ben onlara sırt dönmekten başka çare göremiyorum. Boğuluyorum.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TF2CO7m0dVI/AAAAAAAAJkE/N7UwIj2hBdw/s1600/lee_basford1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TF2CO7m0dVI/AAAAAAAAJkE/N7UwIj2hBdw/s320/lee_basford1.png" width="225" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-8780091465394290727?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/8780091465394290727/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/08/olabilir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8780091465394290727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8780091465394290727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/08/olabilir.html' title='olabilir...'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TF2CO7m0dVI/AAAAAAAAJkE/N7UwIj2hBdw/s72-c/lee_basford1.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-836055369101841279</id><published>2010-07-29T10:32:00.003+03:00</published><updated>2010-08-12T17:37:56.796+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='el yapımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekolojik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='geri dönüşüm'/><title type='text'>Geri dönüşümün bir adım ötesi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://sineksekiz.wordpress.com/"&gt;Sinek Sekiz&lt;/a&gt;'in İrem'inin lavanta keselerinin peşinde keşfettiğim &lt;a href="http://dudumaya.wordpress.com/"&gt;Dudumaya&lt;/a&gt;'nın blogunda &lt;a href="http://dudumaya.wordpress.com/2010/05/09/geridonusum-harikasi-proje/"&gt;bir video&lt;/a&gt; ile karşılaşınca uzun zamandır kafamın arkasına attığım ve "hayır bu Türkçe olarak bloglanabilecek birşey değil" diyerek geçiştirdiğim bir konu yine gündemime oturdu kaldı : kumaş pedler konusu. Modern anlamıyla kumaş pedlerle tanışıklığım sadece ingilizce kaynaklar üzerinden ve salt radikal yaşam değişikliklerine ilişkin olunca kendi kuşağımın o Özal sonrası tüketime alışmışlığı ve "alternatifsizlik" önyargısını kıramayacağımı düşünerek gelebilecek tepkilere kendimce kapadım konuyu. Arada google aramaları yapıp merakla birilerinin bu konuyu keşfetmiş olmasını umarak linklerde geziniyordum ama tek bir anne-bebek alışveriş sitesinde kısa bir dönem için sunulan bir çözüm olarak kalmıştı uzunca bir süre.. Şimdilerde &lt;a href="http://bagyanfest.blogspot.com/"&gt;Bağyan Feministival&lt;/a&gt;'in ardından aramanın ilk sırasını yaptığımız workshopun duyuru metni alıyor; tabii mutluluk uzun sürmüyor hemen ikinci link kumaş ped kullanmayı tercih edebilecek "bayan" tipini stereotipleştiren erkek tanımlardan oluşuyor, bir diğeri kumaş ped kavramı ile yakından uzaktan&amp;nbsp; alakası olmayan bir videoya açılıyor. Oysa atölyeyi önerirken, aynı tepkileri almaktan çekinerek binbir kelimeyle kendimi mazur göstermek isteyip ne demiştim :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Kumaş ped konusunun -satın alarak, yaparak ve kullanarak olsun- verdiği  pek çok mesaj var; ilki tabii ki endüstrinin pek umursamadığı atık  konusu, dolayısıyla ekolojik bir çözüm oluşu; daha sonra kadın olmanın  ne olduğu ve kanadığımız günlerde nasıl hissetmemmiz gerektiğinin bize  "hijyenik" ped üreten firmalarca dikte edilmemesi gerekliliği geliyor.  Bu bağlamda kumaş pedlerle kendi vücudumuzun ve kişisel çevremizin  kontrolünü elimize almış oluyoruz..&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Çekinerek önerdiğim beklemediğim şekilde kabul edilen atölye&amp;nbsp; umduğumdan verimli geçti ve sonuçta zarf tipi istenirse içine ek destek konulabilecek pedler ürettik. Üstelik önce dikiş bilmeyenlere dikiş dikmeyi öğreterek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TE_JkN9O4eI/AAAAAAAAJaE/WBUGd03V_zE/s1600/mosaic6acd117f7a19a311e4a68ed41937b3eaa5777b41.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TE_JkN9O4eI/AAAAAAAAJaE/WBUGd03V_zE/s400/mosaic6acd117f7a19a311e4a68ed41937b3eaa5777b41.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bugün geri dönüşüm, doğaya yaklaşma, sürdürülebilir yaşam döngüsü, az tüketim, az atık derken kişisel hijyen konusunda utanıp sıkılıp, "ne derler? hem nasıl da eleştirirler!" demenin pek manası kalmadı. Oh iyi ki seyretmişim o geri dönüşüm videosunu o zaman!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yapım ayrıntıları için yazının devamını okuyun...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Nasıl Yapılır?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün atölyede yaptığımızın aksine zarf tipi değil hepsi birarada olan bir modelin yapımını göstermeye karar verdim. Açıkçası kişisel olarak bu hepsi birarada dikilen modeli daha pratik ve daha az kırışır buluyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Malzemelerimiz&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;, yumuşak, organik kaynaklı, emici 2 farklı kumaş, çok kalın olmayan eski bir havlu, dikiş iğnesi ve ipliği, toplu iğne, dikilebilir çıtçıt,&amp;nbsp; kalıp olarak kullanmak üzere kalınca bir kağıt (market dergileri uzun süre kullanmak üzere ideal) ve makas. Dikiş makinesi opsiyonel, ben tümüyle elde dikiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben dış kumaş olarak basma bir etekten kalma bir kumaş, iç kumaş olarak da eski bir pijama kullandım :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBCRDL30qI/AAAAAAAAJa4/_OKmrJ_3B5k/s1600/IMG_0028.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBCRDL30qI/AAAAAAAAJa4/_OKmrJ_3B5k/s320/IMG_0028.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bir kalıp çıkarmamız gerekiyor. Ticari pedlerden veya vücut yapınıza uygun olacağını düşündüğünüz şekilde el çizimi olarak kalıp çıkarabilirsiniz. Kalıbı ortadan katladığınız kumaşın üzerine iğneleyin. Kenarlarda sıfır olmamasına ve boşluk bulunmasına dikkat edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBCrpQpKQI/AAAAAAAAJbA/e_oq8sYd7Ys/s1600/IMG_0030.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBCrpQpKQI/AAAAAAAAJbA/e_oq8sYd7Ys/s320/IMG_0030.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kalıbın çevresinde göz kararı boşluk olacak şekilde yani dikiş payı bırakarak kesin. Çok mükemmel olması gerekmez, benimkiler her zaman yamuk yumuk olur :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBDISOCJWI/AAAAAAAAJbI/p5gNhxVPmkM/s1600/IMG_0032.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBDISOCJWI/AAAAAAAAJbI/p5gNhxVPmkM/s320/IMG_0032.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Hali hazırda dikiş paylı olan kumaşı alın ve 2. renk kumaşınızın üzerine koyarak bu sefer pay bırakmadan kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBDnI5KFpI/AAAAAAAAJbQ/YXJLsP0SbSg/s200/IMG_0033.JPG" width="200" /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBDuNaTCkI/AAAAAAAAJbY/rV-hEe4gNwk/s1600/IMG_0035.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBDuNaTCkI/AAAAAAAAJbY/rV-hEe4gNwk/s200/IMG_0035.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Eski havlunuzu alın ve kalıbınızın ortasına koyduğunuzda çok kısa veya uzun kalmayan ortaya yerleştirebileceğiniz dikdörtgen bir parça kesin. Ben kenarlarını yuvarlatmayı seviyorum. Bu parça gözükmeyecek olmasına rağmen dikişi daha düzgün yapılıyor böylelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBFFwjD5RI/AAAAAAAAJbg/cKGUayivVDY/s1600/IMG_0036.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBFFwjD5RI/AAAAAAAAJbg/cKGUayivVDY/s200/IMG_0036.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBFf5oi7MI/AAAAAAAAJbo/tkrJhLOXtA8/s1600/IMG_0037.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBFf5oi7MI/AAAAAAAAJbo/tkrJhLOXtA8/s200/IMG_0037.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kestiğiniz bu havlu parçayı iç kumaşınızın ortasına havlu kısmı yukarı bakacak şekilde iğneleyin ve çepeçevre dikin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBGKyvQBBI/AAAAAAAAJbw/OU3Gdd5DV0M/s1600/IMG_0038.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBGKyvQBBI/AAAAAAAAJbw/OU3Gdd5DV0M/s320/IMG_0038.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Artık birleştirme aşamasındayız. Dış kısımda kalacak 2 aynı kumaştan parçayı düz yüzleri birbirine bakacak şekilde üstüste koyun. İçte kalacak havlulu parçayı bu kumaşların üstüne havlu kısmı aşağı bakacak şekilde yerleştirin ve iğneleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBGySw1GaI/AAAAAAAAJcA/qcCCpCSuUEo/s1600/IMG_0042.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBGySw1GaI/AAAAAAAAJcA/qcCCpCSuUEo/s320/IMG_0042.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Tüm katları diktiğinizden ve tüm katlarda eşit oranda dikiş payı bıraktığınızdan emin olarak (bil bakalım kim ekstra dikkat etmek zorunda kalıyor?) sadece alt uçta bir açıklık bırakıp tüm çevresini dikin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBH4Tpg-5I/AAAAAAAAJcI/lf9BCkhyeBQ/s1600/IMG_0043.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBH4Tpg-5I/AAAAAAAAJcI/lf9BCkhyeBQ/s320/IMG_0043.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bıraktığınız açıklığı kullanarak ters yüz edin ve ütüleyin. Biliyorum, biliyorum normalde kumaşlarımı ütülemeden dikişe girişirim ama bir sonraki adımda ütü büyük fark yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBIXRk6j8I/AAAAAAAAJcQ/tTTeCfYOz4A/s1600/IMG_0046.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBIXRk6j8I/AAAAAAAAJcQ/tTTeCfYOz4A/s320/IMG_0046.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İçteki dikiş paylarını arada bırakmaya çalışarak üstten spor dikiş geçiyoruz. Bu tüm katların kırışmadan durması için önemli bir adım. Bakın ütülenince ne güzel gözüküyor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBI3MJtDDI/AAAAAAAAJcY/07HuR0UTUug/s1600/IMG_0047.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBI3MJtDDI/AAAAAAAAJcY/07HuR0UTUug/s320/IMG_0047.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıtçıt faslı! Birbirine eriştiğinden ve pedin şeklinin kapanırken bozulmadığından emin olarak çıtçıtları dikin. Resimde dikiliş yönlerini görüyorsunuz, biri alta biri üste :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBJgGMIo6I/AAAAAAAAJcg/0AHCZSj_iew/s1600/IMG_0048.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBJgGMIo6I/AAAAAAAAJcg/0AHCZSj_iew/s200/IMG_0048.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBJoAgkzeI/AAAAAAAAJco/-Pk5MXt7ltg/s1600/IMG_0049.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBJoAgkzeI/AAAAAAAAJco/-Pk5MXt7ltg/s200/IMG_0049.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBJ0riBr1I/AAAAAAAAJcw/VGt9bvmD_aY/s1600/IMG_0050.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://2.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TFBJ0riBr1I/AAAAAAAAJcw/VGt9bvmD_aY/s200/IMG_0050.JPG" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ve işte pediniz hazır! Açık hali, kullanımdaki hali ve temiz veya kullanılmışken saklama şekli. Kullanımdan sonra yumuşatıcı kullanmadan (kimyasal olarak kumaşa tutunduğundan kumaşların emiciliğini azaltır) az deterjanla yıkayın; güneş görerek kurumasını sağlayın (doğal bakteri öldürücü) ve sıcak ütüden geçirerek saklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de üstünüzden bir yük kalkmadı mı? Üstelik &lt;a href="http://www.google.com/images?hl=tr&amp;amp;safe=off&amp;amp;sout=1&amp;amp;biw=1280&amp;amp;bih=805&amp;amp;tbs=isch%3A1&amp;amp;sa=1&amp;amp;q=%C3%A7%C3%B6pl%C3%BCk&amp;amp;btnG=Ara"&gt;bu görüntüye&lt;/a&gt; artık katkı sağlamayacak oluşunuzu bildikten sonra? Hadi bakalım :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-836055369101841279?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/836055369101841279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/07/geri-donusumun-bir-adm-otesi.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/836055369101841279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/836055369101841279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/07/geri-donusumun-bir-adm-otesi.html' title='Geri dönüşümün bir adım ötesi...'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/TE_JkN9O4eI/AAAAAAAAJaE/WBUGd03V_zE/s72-c/mosaic6acd117f7a19a311e4a68ed41937b3eaa5777b41.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-6316296771616540878</id><published>2010-07-20T14:18:00.001+03:00</published><updated>2010-07-28T09:45:02.755+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>Bir kültürü tanımak: Kanga</title><content type='html'>Afrika: bahsedenlerinin kara kıta olarak anmayı pek sevdikleri ancak karalığı ve bahtının yaver gitmeyişi hep onu tanımlayanlar, sınırlarını çizenler ve sömürenler tarafından belirlenmiş olan kıta, bilmediğimiz, görmezden gelinen, hep çok ama çok uzak gösterilen kıta... Yokmuş, hiç olmamış, bir kültüre hiçbir zaman ait olmamış olarak algılanmamız istense de Afrika, bir zamanlar daha çok kan dökülsün, anlaşmazlık çıksın ve beyaz devletlerin sözde barışçıl gücüne daha çok ihtiyaç duyulsun diyerek cetvelle çizilen sınırların ötesinde bir kültüre sahip. Bugün bu kültürün biraz kıyısından başlayarak, Doğu Afrika ülkelerinde 19. yy'da ortaya çıkan ve hala etkisini koruyan bir "giysi"den bahsetmek istiyorum: &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kanga_%28African_garment%29"&gt;Kanga&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanga, genel olarak kadınların kullandığı, renkli desenlere sahip, pamuklu, dikdörtgen bir kumaştır. 19. yy'da kadınların, Portekiz'li asilzadelerin kullandığı büyük mendillerin 6 tanesini birbirine dikerek büyük bir panel oluşturduğunu ve bu panellerin kullanımının çok revaçta olduğunu gören kumaş tüccarları bu panelleri yekpare olarak üretmeye başladı ve kanga üretimi ve kullanımı tüm Doğu Afrika'da yaygın olarak bilinir oldu. Öyle ki kadınlar ve daha az olmakla birlikte erkekler günlük yaşamın her alanında, çeşitli şekillerde kanga kullanmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bir kangayı özgün ve çoğunlukla Swahili konuşulan bölgelerin olmakla birlikte Doğu Afrika kültürünün bir parçası yapan şey daha farklıdır. İlk olarak Kenya'lı bir tüccar tarafından yapıldığı ve daha sonra tüm kangalara sıçradığı tahmin edilen "mesaj"ları bir kangayı özgün kılar. Bir çerçeve, çerçevenin içinde tekrarlanan göbek deseni ve göbek desenin üstünde temel renk içinde, rahat okunması açısından çerçeveye alınmış bir özlü söz, gözdağı, beddua, iyi dilek, dua vb. yazılardır onu özgün kılan. Genellikle Swahili atasözlerinin basıldığı kangalar yanında, yeni yıl dilekleri, milenyum mesajları (benimkinde olduğu üzere), düşmanlara verilen gözdağları da önemli bir yer tutmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak &lt;a href="http://www.glcom.com/hassan/kanga/kanga1.html"&gt;buradan&lt;/a&gt; çeşitli kanga desenlerini görebilir, &lt;a href="http://www.kangausa.com/howtotie.htm"&gt;burada&lt;/a&gt; bir kanganın çeşitli kullanımlarını öğrenebilir, &lt;a href="http://www.glcom.com/hassan/kanga.html"&gt;burada&lt;/a&gt; ise kangaların üstünde yeralan mesajları ve ingilizce karşılıklarını inceleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Not: Hafif.org'da &lt;a href="http://www.hafif.org/yazi/bir-kulturu-tanimak-kanga"&gt;daha önce&lt;/a&gt; yayınladığım bir yazı. &lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-6316296771616540878?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/6316296771616540878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/07/bir-kulturu-tanmak-kanga.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6316296771616540878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6316296771616540878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/07/bir-kulturu-tanmak-kanga.html' title='Bir kültürü tanımak: Kanga'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-2975422467141590774</id><published>2010-07-02T21:58:00.000+03:00</published><updated>2010-07-02T21:58:24.303+03:00</updated><title type='text'>Kısa</title><content type='html'>Bir Brezilya hülyası koyup 6 ay ortadan yokolunca gitmiş kadar olunuyor sanıyorum ama işin özü başka.. Araya TEKEL girdi, Haiti girdi, madenciler girdi... Yazmak sakinleştirici bir eylem olmaktan çıktı. Zira şöyle şeyler duyuluyordu misal minibüste arka sırada oturan iki adamın konuşmalarından:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;-3,5 milyar maaş alırlarMIŞ. Bir imza atarlarMIŞ. Sonra da başka bir şey yapmazlarMIŞ.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haya ederek susmayı tercih ettim. Yanlıştı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-2975422467141590774?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/2975422467141590774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/07/ksa.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/2975422467141590774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/2975422467141590774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/07/ksa.html' title='Kısa'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-3537100142002197421</id><published>2010-01-03T21:16:00.006+02:00</published><updated>2010-01-03T21:55:03.266+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayalim'/><title type='text'>...</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;Brezilya'da küçük bir şehirde bir sahil kenarı kahvesinde çalışıyorum.. Gün sonunda belimdeki yarım kahve önlüğünü çıkarıp katlıyor ve faveladaki evime dönüyorum.. &lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-3537100142002197421?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/3537100142002197421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/01/blog-post.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/3537100142002197421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/3537100142002197421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2010/01/blog-post.html' title='...'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-6796454469881570455</id><published>2009-12-16T20:05:00.000+02:00</published><updated>2009-12-16T20:05:00.867+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genuine'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://5.media.tumblr.com/jZRqUXB7mhndo8gkt6KuFUpHo1_500.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 470px; height: 313px;" src="http://5.media.tumblr.com/jZRqUXB7mhndo8gkt6KuFUpHo1_500.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bir araba laf söylenebilir bu fotoğrafla ilgili. Kişilerin konumlarından bağımsız bir noktaya değinmek istiyorum yanlız. Yüzdeki o saf mutluluğa odaklanalım bir an.. Başka bir amacı yok.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bakanel.tumblr.com/post/65603570"&gt;via&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-6796454469881570455?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/6796454469881570455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/12/bir-araba-laf-soylenebilir-bu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6796454469881570455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6796454469881570455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/12/bir-araba-laf-soylenebilir-bu.html' title=''/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-8132503385374190141</id><published>2009-12-15T17:55:00.007+02:00</published><updated>2009-12-15T18:48:31.290+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>"Zengin Çocuğu musun?" *</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/Sye9S_TTedI/AAAAAAAAAsk/YoXSFWqX1L4/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 229px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/Sye9S_TTedI/AAAAAAAAAsk/YoXSFWqX1L4/s320/ads%C4%B1z.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415505210864007634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roll_%28dergi%29"&gt;Roll&lt;/a&gt; gitti bir devir kapandı. Her ne kadar ufaktan parasızlık durumuna göre ulaşamama durumu nüksetse de arada biz pis işçi çocuklarının kendilerine dayatılan avam sözde kültürden kendilerini sıyırıp başka bir şeyle, daha iyisiyle-her ne kadar göreceli olsa da o daha iyi- buluştuğu noktada konuşlanmıştı. Dayanağımızdı. 15 yaşımda okulu kırıp dadandığım sahaflara gidiş yolumun üstünde pembe saman kağıda basılı otobüs biletini uzanıp alırken paranın yolu üstünde duran o ilk dergiyi, kapağını hala hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politik olanın iyi sayılmadığı bir ailede büyüyüp ateşli bir tutkunlukla kelimenin her anlamıyla muhalif olmak zordu. İlk politik manifestomu Körfez savaşı sırasında açıklamış ve zılgıtı yemiştim. 10 yaşımdaydım. İnsanların bulutsuz bir gecede havai fişekleri izlediği gibi savaş seyretmeye başladığı ilk savaştı. Bir gün salona girmiş ve uzanmış televizyonda simultane tercüme marifetiyle aktarılan canlı savaşı seyreden babaannemi görmüştüm. Cnn "keza" hayatımıza girmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ben tuhaf bir dikensilikle büyüdüm. Herşeye belli bir mesafeden bakarak eleştirebilmeyi doğuştan getirmiştim sanırım. Roll işte bu noktada o dikensiliğin iyi birşey olduğunu fısıldıyordu bana. İyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Roll ile bunların alakası yok gibi duruyor ama çok aslında. Kalkanımızı kaybettik kaptan, warp hızına çıkıp buralardan basıp gitme zamanı geldi gibi. Işınlana da biliriz o da olur bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;* Başlığı &lt;a href="http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1231167572&amp;amp;news_code=1260795828&amp;amp;year=2009&amp;amp;month=12&amp;amp;day=14"&gt;şu yazıdan&lt;/a&gt; yürüttüm. Roll'a bir güzelleme beklerken bana birkaç yıl geç girdiğim üniversitede ilk yıl aldığım kuş kadarcık rektörlük bursuna iyice "hak kazanmak" için zorla bir resitale sürüklendiğimiz günleri hatırlattı. Evim uzaktı, benim aklımda cebimde sıcaklık veren aylık akbilim ve o akbilin geçtiği belediye otobüslerinin (o zamanlar mavi akbiller halk otobüslerinde geçmiyordu) sınırlı zaman dilimi vardı; resitali gözüm görmüyordu. Rektörlük görevlisi kadın, kendini üstün gören tavırları ile ertesi gün zılgıtı basmıştı ortaya doğru. Tanıdığı "zengin" bir ailenin çocuğunu örnek gösteriyordu, onun diyordu zenginliğine rağmen çok daha basit bir cep telefonu var.. Böyle bağlıyordu. O hak eden taraftı, istese alırdı, herşey onun hakkıydı. Biz pis fakirlerse ne hakla ne cüretle...&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Üstüne bir derya destan yazılır, öyle zıvanadan çıkmış durumdayım. Yazının yayımlandığı konuma bakıyorum sağlak bir konum görmeye şartlanarak ama hayır, değil. Sonra kendime soruyorum, zengin çocuğu musun? Nasıl Roll'a güzelleme yazılırken araya sıkıştırılır bu cümle? Hem de çağrıştırdığı tüm tersi şeylere rağmen... Kaptan hakketen ışınla beni paralel evrene.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-8132503385374190141?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/8132503385374190141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/12/zengin-cocugu-musun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8132503385374190141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/8132503385374190141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/12/zengin-cocugu-musun.html' title='&quot;Zengin Çocuğu musun?&quot; *'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/Sye9S_TTedI/AAAAAAAAAsk/YoXSFWqX1L4/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-6808467320003179571</id><published>2009-12-02T16:09:00.010+02:00</published><updated>2009-12-04T18:11:18.386+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>"El işi" üzerine</title><content type='html'>Daha önce pek çok kez &lt;a href="http://www.bildirgec.org/yazi/craftster-org-yeni-neslin-kendini"&gt;söylediğim gibi&lt;/a&gt;, el işi benim için hala bir bıçak sırtı. Bu yazı mesela günlerdir taslak klasöründe evrilip çevriliyor. Dilimin ucunda olan, parmaklarımdan dökülemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben efendim, nineli babaanneli, evin genç kadınları işte olsalar da bir kısmının hala evde olduğu bir evde ninemin beş şişleri, babaannemin dantelleri, ah o parlak lacivert düğmeli lacivert hırka, papatya işlemeli kırmızı kazak, babannemin diktiği yazlık elbise arasında bir curcunadır büyüdüm. Bu curcuna arasında biraz aklım erdiğinde el işinin edilgen bir kadın işi olarak dayatılması, tıpkı bir kadın için en güzel mesleğin öğretmenlik olduğu öğütleri gibi içimi sıkar olmuştu. Elişi edilgenlikle kolkola geliyordu; üretici dolayısıyla sistemin dışındaki konumu güdük kalıyor ve benim için elişini farklı okumak mümkün olmuyordu. Oysa mesela, 89 yaşında vefat edene dek babannemin diktiği elbiselerden başkasını giymeyen ninem üretim konusunda önemli bir örnek teşkil ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elişi ile aramdaki sevgi nefret ilişkisi epey bir zaman sürdü. Ta ki crafsterorg'u keşfedene dek. Yeniyetmelerin, erkeklerin, kadınların, üstelik epey de politik bir konumla elişini bağdaştırmış olmaları beni görmediğim atladığım bir bağı ortaya çıkarmaya itti.  Sonunda artık elişi ile -en azından bir kısmı ile- barışığım ama bu belli kriterlere bağlı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elişi politiktir. Ancak her politik nesne gibi o nesneyi elinizde bulunduruyor olmanız devrimler yaratacak küçük mucizeler ortaya çıkarmaz. Elinizdekini ne yöne kullandığınız çok önemlidir. Bu noktada ben tüm elişi faaliyetlerini aynı kefeye koymuyorum ve yapanlarının sahip olması gereken bir yüksek bilinçten medet umuyorum. Bir zamanlar şiddet gören kadınlara yardım eden sözde kadın örgütü yöneticilerinden birinin iddia ettiği gibi, şiddet gördüğü halde şiddet uygulayıcısından ayrılmanın gereksizliğinden dem vurup oya yaparak kendini ekonomik olarak çok çok az yürütecek bir oyalanmanın gurur duyulacak bir elişi faaliyeti olduğunu savunmuyorum. Bizleri kopmak istediğimiz ama o gücü kendimizde bulamadığımız tüm şartlara, sistemin dayattığı tüm gerekliliklere, steorotiplere mahkum eden her tür el işi politikliğini kaybetmiş ve yanlış ellere geçmiş bir silah olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim elişim politik. Çünkü ben sistemin dışında nefes almayı isteyen ve kapitalist sistemin çarkları arasında un ufak edilerek bizlere aktarılması engellenmiş olan bilgi zincirinin halkalarının yeniden onarılması gerektiğini düşünen biriyim. Bir alışveriş merkezinde sezonda çift hatta üç haneli rakamlara satılırken indirim dönemlerinde birden tek haneli rakamlara düşen giyim malzemelerinin hangi mahallelerde hangi insanların kimbilir ne emeklerinin çalınarak üretildiğinin ve o devasa fiyat farklarının işçilere değil patrona gittiğini düşündüğünüzde; yapmanız gereken o çarkı sürdürmek değil aksine çarka bir çomak sokmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada itirazların çok yükseleceğini ve ezilenlere rağmen sistemin devam etme gereksinmesinin o çarkı döndürmek zorunda olduğumuza işaret ettiğinin söyleneceğinin farkındayım. Hatta, elişi için alınması "gerekli" malzemelerin çarkın bir başka dişi olduğu söylenebilir -ki doğrudur bir bakıma. Ama ben burada adım adım bir geri alıştan söz ediyorum. Adım adım, önce kendi kazaklarını örmekten başlar bu iş, sonra bir bakmışsın koyundan yün eğirip, tezgahta kendi dokumanı yapıyorsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-6808467320003179571?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/6808467320003179571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/12/el-isi-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6808467320003179571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/6808467320003179571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/12/el-isi-uzerine.html' title='&quot;El işi&quot; üzerine'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-4201226646072297159</id><published>2009-11-29T14:22:00.005+02:00</published><updated>2009-11-29T21:16:15.532+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lizbon'/><title type='text'>Lizbon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/SxJsQJY6ZcI/AAAAAAAAAsA/0YyebaJMnTk/s1600/kolaj.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/SxJsQJY6ZcI/AAAAAAAAAsA/0YyebaJMnTk/kolaj.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409505127079503298" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-4201226646072297159?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/4201226646072297159/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/11/lizbon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/4201226646072297159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/4201226646072297159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/11/lizbon.html' title='Lizbon'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/SxJsQJY6ZcI/AAAAAAAAAsA/0YyebaJMnTk/s72-c/kolaj.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-1173335926672912493</id><published>2009-11-25T17:09:00.007+02:00</published><updated>2009-11-25T17:54:24.564+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tespit'/><title type='text'>Sen de mi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/Sw1MbQfyqrI/AAAAAAAAArM/WnCQpnq1Kfg/s1600/38438969.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 203px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/Sw1MbQfyqrI/AAAAAAAAArM/WnCQpnq1Kfg/s320/38438969.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408062758710323890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Uzun süre kendimi Twilight esaretinden kurtarabilmiş olduğumu ve ne kitaba ne de ilk filmin yarattığı girdaba kapılmamışlığımla gurur duyduğumu söyleyebilirim. Her algımı kapattığım şey gibi Twilight ile ilgili herşey dış duvara çarpıyor, tuhaf bir yankı bırakıyor ve hatırlayabildiğim sadece uzak seçilmez bir resim olup kalıyordu. Sonra ben kitabı okumaya (dinlemeye diyelim daha doğru olur) karar verdim ve böylelikle bu tuhaf şeyin içine çekiliverdim. Harry Potter serisinde film imajlarının hayal gücümü tahrip etmesinden muzdarip biri olarak filmle ilgili görsellere hızla gözlerimi kapatıyorum ama ne yazık, dış duvar yıkıldı, bulanık resimler seçilir olmaya başladı. Tahribattan ilk kitabı kurtarabildim neyseki.. Kitap hakkında milyon tane şey söylenebilir ve her ne kadar girdabın içine kendi isteğimle çekilmiş olsam da her bir eleştirinin farkındayım ve hak verir taraftayım.  Baba figürü yokluğunda ilişkilerinde aşırı bağlanan ve açıkçası terkedilme korkusu yaşayan yeni yetme bir kız, yüz küsur yaşında ama hala liseye giden (neden lise? kuşkusuz bu yazar için çok daha kolay bir yakınlaştırma fırsatı, bir kolaya kaçma) bir erkek. Hikaye alelecale yazılmış, koşarcasına ve bu da yan olayların, karakterlerin arkasını boş bırakıyor. Bella çok güçsüz tasvir edilmiş, her zaman yanında biri olmalı (bu 2. kitapla daha da belirgin hale geliyor), öyle sakar ki Edward yani güçlü bir erkek olmadan hemen ölüverir halde.. Ama tüm bunlara rağmen kitap gözümü alamadığım bir tren kazası gibi, tüm yanlışlığıyla cezbediyor. Bir yandan da yazarın aslında vermek istediği ama tüm acemiliğiyle yüzüne gözüne bulaştırdığı aşk yine de orada; hissediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-1173335926672912493?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/1173335926672912493/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/11/sen-de-mi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1173335926672912493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1173335926672912493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/11/sen-de-mi.html' title='Sen de mi?'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_APz9By1mO28/Sw1MbQfyqrI/AAAAAAAAArM/WnCQpnq1Kfg/s72-c/38438969.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7285962749557433727.post-1403948315705406367</id><published>2009-11-19T11:33:00.000+02:00</published><updated>2009-11-24T11:34:53.735+02:00</updated><title type='text'>Yeniden...</title><content type='html'>2004 yılında abuk sabuk bir ingilizce bloglamayla başladım abuk subukluğuna inat 2-3 yıl sürmesiyle en sebatlı bloglarımdan oldu gerçi, sonra pek çok türkçe deneme yaptım bu sefer abuklamamaya dikkat ederek, hepsi kısa ömürlü oldular. Şimdi &lt;del style="font-style: italic;"&gt;daha önce yayınladığım hoşuma giden yazıları da alarak&lt;/del&gt; yeni bir bloglamaya -bu sefer uzun ömürlü olmasını dileyerek- yelken açıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle havadan sudan, hayatın bana nasıl gözüktüğünden bahsediyor burası. Blogdur yani öyle ciddiye almaya gelmez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7285962749557433727-1403948315705406367?l=uturuki.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://uturuki.blogspot.com/feeds/1403948315705406367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/11/yeniden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1403948315705406367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7285962749557433727/posts/default/1403948315705406367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://uturuki.blogspot.com/2009/11/yeniden.html' title='Yeniden...'/><author><name>Nihal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://4.bp.blogspot.com/-bOvdoutvcFU/TpZGCsDtH4I/AAAAAAAAMIs/HiA6MbkPRsQ/s220/a8jl.jpeg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
