02 Temmuz 2011

tatil için köye gelen şehirli çocuk

6 yaşımdan küçük olduğum bir vakit evde bir takım hazırlıklar var ki "köye gideceğiz" atlıyoruz kırmızı beyaz bir belediye otobüsüne resmen dere tepe düz gidiyoruz. yol boyunca geldik mi geldik mi diyorum ama ne yol bitiyor ne aktarmalar. köy dediğimgaziosmanpaşa küçükköy. o zamanlar yeni kurulmuş, bahçeli evlerin olduğu bir yer. otobüs bizi ana caddede bırakıyor anne caddeden "köye" şose bir yol iniyor, güneş nasıl tepede. daha varır varmaz köydür çocuktur deyip etrafımı saran çocukların arasına bırakılıyorum. meğer onlardan biri akran bir kuzenmiş. ben öyle salak salak dolanırken, kuzenim benimle hava atıyor bu dışardan geldi diyerek. sonra o yaz bol bol şeftalili şurup içiyorum almış başını gitmiş alerjilerim için, öyle tatlıki, nerdeyse hoşuma gidiyor içmek, çaktırmıyorum. tulumbadan su çekip içmeyi öğreniyorum. etrafını saran meyve ağaçları ile adeta bir oda gibi olan bahçeden erik yemenin tadına varıyorum. inekleri seyrediyorum ahırdaki, ahırın duvarındaki tezekleri seyrediyorum. tezek bilgisi ilkokulda öğreneceğimiz zamana dek çoktan öğrendiğim sağlam bir bilgi oluyor kalıyor aklımda. anneannemin almanya'dan getirdiği televizyonlu teypten bir belgesel takılıyor gözüme, filler geçiyor ağaçların arasından (çok sonraları balkondan bozma verendada fil besleyebileceğimize ve bundan babamın haberi olmayacağına ikna etmeye çalışıyorum annemi, teybin küçücük ekranında o kadar küçükki filler). o televizyonlu teyp bir de sürekli belkıs akkale türküleri çalıyor* : bu gala gaşlı gala cıngılı gaşlı gala. yıllar sonra televizyonda çıktığında türküyü bilmeme şaşırıyor halamlar. söylemiyorum nerden öğrenmiştim. o günler konuşmamak üzere mühürlenmiş çoktan.


0 yorum:

Yorum Gönder