23 Haziran 2011

İlkokul Öğretmeni (Nefret Edilen Cinsinden...)

türkiye'de eğitimin nasıl da baştan savma olmasından dolayı aslında eğitimci kisvesi olmayan insanların öğretmen oluvermesinden kaynaklanan çarpıklıklardan ilkokulu zehir eden öğretmen tipidir kendisi. ben ve dahi 2 kardeşim de bu tip birer öğretmenin elinde çocukluklarımızı heba ederek o ilkokul sınıflarının kapısında bırakmıştık, al artık bu bize lazım olmaz diyerek..

ben ismi lazım değil nispeten uzak bir ilkokula anne babasının ayrılığını yolda oyalanarak unutur zaar denilip servisle gidip gelinmecesine yazdırılmıştım. okul istanbul'un o zamanlar havalı bir semtinde villaların ve gecekonduların arasında bir sınır taşı gibiydi. bu okula atyarışlarınahemencecikvedahikazanacağıbesbelliatlaryetiştirdiği umuduyla çevre semtlerden pek çok zengin çocuğu da yazdırılmıştı. sınıfların içerisinde el üstünde tutulan zengin çocukları ve dersin ortasında çat diye girip arkadaşlarının gözleri önünde bir örnek montlar ve ayakkabılar denetilen gecekondu semtinin çocukları arasında biz bir kaç kişi yine orta sınıfın bir sınır taşı vazifesini görürdük ama bu basit bir ayrıntıydı ve aslında bizde yoksul kısma ait olduğumuzu bilir ve ona göre davranırdık. boğaz kenarı semtlerden gelme çocukların öğretmene sarılma hakkı vardı mesela ama bizim yoktu. önemli değildi belki sarılmak ama ilkokul çocuğuyduk sonuçta öğretmenimize sarılmak isterdik. 

sonra birgün sınıfa selvi derler bir kız getirdiler, sene ortası, ailesi istanbul'a yeni göçmüş, babası apartmanlardan birinde bir iş bulmuş. selvi saçları iki yandan belik, elleri kendi demesine göre kurbağa ellemekten kabar kabar kabarmış, dili kendi diline kaçan bir sessiz kız. ben bir önceki sene hazırlanıp "kol başkanlarının" resimlerinin yapıştırıldığı afili afişin derdindeyim ki uğraşması zor deyip kırkılan saçlarımla bir erkek çocuğuna benzediğim siyah beyaz resmim trafik kolu için ayrılan kısma yapıştırılsın. resmi kalem kutumda taşıyorum, öğretmenin umuru değil ama ben umursuyorum. o umursama derdine düşmüşken işte sınıfta birşeyler dönüyor başını yakalayamadığım. sınıfın ortak bozuk para kumbarasından birileri aşırtma yapmış. öğretmen ortaya konuşuyor önce, parmak izi tozu diyor aşırma yapanın er yada geç ortaya çıkacağından emin. parmak izi tozu nedir önce orada öğreniyorum. beyaz bir toz olduğunu hayal ediyorum ama böyle bir teknoloji açıkçası pek olası gelmiyor. sonraki günlerde ben hala hışırı çıkmış vesikalığı afişe yapıştırma derdindeyken öğretmen bu kez herkesin ortasında açıklıyor para aşıranın kim olduğunu. selvi kız orada mı o an hatırlamıyorum, ama aklımda tek kalan öğretmenin selvi'nin şivesini taklit ederek söylediklerini tekrarlaması oluyor. 

sonra gereksiz lüks bir mekanda yapılan ve biletleri bir hayli pahalı olan ilkokul mezuniyetine katılmayacağımız aile kararı ile belli oluyor. açıkçası hiç umurumda değil, ne o mekanı ne mezuniyet eğlencesi nedir biliyorum. o yıl deli gibi kitap okumakla meşgulüm. neden bile diye sormuyorum. hazırlıkların okul içerisinde hızlandığı ve biletlerin satıldığı bir gün, öğretmen yanına çağırıyor beni ve annemle ilgili birşey sorup beni ağlatıyor. orada daha kabuğumu örmeyi beceremediğim için salya sümük ağlıyorum. tesadüf bu ya halam geliyor okula o gün, bilet almayacağımızı söylüyor. öğretmen beni gösteriyor ve diyorki "ama o gelmeyi istiyor. hem ağladı bugün gelmek için". donup kalıyorum, ağlamadım diyorum ama benim lafımın hükmü yok. o bilet alınıyor.

1 yorum:

  1. rezalet!
    hala benim de o donemlerden kalma sacma alacaklarim var, nefret ediyorum haddini bilmez, terbiyesiz insanlardan

    YanıtlaSil