TEMA vakfı 90'lı yıllarda hayatımıza ani bir giriş yapıp, hedefini "ağaçlar kesilmesin" olarak belirleyen yufka yürekli kapitalist sisteme çevirdiğinden beri köprünün altından çok sular aktı. O dönemden bu yana ilkokullar dahil, geniş bir çevrede kendine gönüllüler edinen ve "çevreci" bir bilinç oluşturan vakfın eli zaten en başından temiz değildi. Ağaçlar kesilmesin! sentimalistliğine -ki burada eleştirim bu isteğe değil isteğin yüzeyde ve diğer sorunlarla bağımsız kalmasınadır- bir de milliyetçi sosa bulanmış bir milli hedef eklediler : Türkiye çöl olmasın! Her yıl Türkiye Kıbrıs kadar toprak kaybediyordu ve bunu bitki kültüründen bağımsız en minimal masrafla alınabilen türden ağaç fidanlarıyla giderebilirdik! Biz ne de olsa verilecek bir avuç toprağı bile olmayan vatanın evlatlarıydık.
Yazılı ve görsel basın yoluyla halesi iyice parlatılan bu "çevreci" vakfa dair ilk eleştiriyi 10 sene öncesinde -tam tarihi ve dergi ismi bende maalesef ödünç verilip getirilmeyen kitaplar bendinden dolayı yok- Anarşist dergilerden okuduğumu hatırlıyorum. Greenpeace'i ve Tema'yı paramparça eden yazı, bugünlerde STK'ların daha yeni dikkat çekmeye başladığı Tema ve büyük şirketler bağlantısını ifşa ederek bu bağlantılarla "çevreci" bir vakıf olunabileceğini ama asıl olunması gerektiği gibi ekolojist bir oluşum olamayacağına işaret ediyordu. O yazıların üzerinden geçen uzunca bir sürede Tema faaliyetlerine devam etti. Vakfın kurucularından Karaca neredeyse kutsal bir pozisyon edindi ve çevresel duyarlılıkla Tema vakfı ismi grift birbirinden ayrılmaz bir yumağa döndüler. Karşı çıkılmaz kutsal yumak. Nikah şekeri yerine dağıtabileceğiniz minicik bebek fidanlardan erozyona karşı durmasını isteyecek ve sorunun köklerine inmemiş olmayı böylelikle vicdanlardan temizlemeyi kolaylaştıracak bir milli vakıf.
Benim takip ettiğim son 5 yılın içerisinde son zamanlarda çıkarılan yasalara artan tepki ve bir şeyler yapmanın aciliyetinden doğan bir ekolojist hareket iyice yükselişe geçti. Ardı ardına gelen darbelerde savaşılacak cepheler iyice arttı; HES'ler, tohum yasası, tabiatı koruma kanunu değişikliği gibi direkt ekoloji ile ilgili alanlar dışında yaşadığımız toprakların tarihi mirasını da "kaptırmamaya" çalışan bir aktivist bilinç oluştu. Bu aktivist bilinç doğru yolda ilerlerken yolunda gözden kaçırmaması gereken bir çok yanlışla da boğuşmak zorunda ve Türkiye'de -maalesef- yaygın olan önce yolda yanlış yaparak ilerleme ve sonra şeytanlarla başa çıkma eğilimine kapılmaya da müsait bir yapısı var. Ancak bu handikaba rağmen son gelişmeler gösterdi ki, ilk kez şeytanlarla savaşmayı ön plana almayı başardık ama bu kez bu uğurda iyi bir şoka uğradık. Tema vakfının asıl niyetleri ile ilgili haberler, bilgilendirmeler son dönemde artınca KİP bir basın açıklaması yayınladı sitesinde. Açıklamanın içeriği ve Tema vakfının sağlam ilişkileri, yönetim kurulundaki kişiler göz önüne alındığında ana akım medyadan bu açıklamaya bir lütuf gösterilmeyeceği çok açıktı. Ancak bu nedense bir şok dalgası ile karşılandı. Oysa zaten ekolojik hareketin kapitalist sistemin yandaş medyası ile yolları çoktan ayrılmıştı. HES mücadelesi, tohum yasası ve diğer önemli davalarda hareketin sesinin cılız duyurulmasına meydan vererek marjinalleşmesini sağlayan ve ekolojist hareketi "çevreci" hareketin merhametine terkeden yine aynı medyaydı**.
Dolayısıyla aslında şimdi çok önemli iki yol ayrımındayız : birincisi yandaş medya ile uzlaşmayı mı yoksa kendi iletişim araçlarımızı oluşturmayı mı seçeceğiz? Son Tunus devrimi örneği gösterdi ki aslında sosyal paylaşım siteleri üzerinden politik paylaşımlarda bulunmak sanıldığı gibi bir vicdan rahatlatma ve tembellik işi değil. Doğru yönlendirildiğinde büyük bir güce çevrilerek örgütlenmeyi güçlendirebilir. İktidarın son zamanlarda her fırsatta örgütlü olmayı aşağılaması ve haksızlıklara karşı durmayı büyük bir suç olarak beyinlere kazımak istemesi başka türlü açıklanamaz.
İkincisi, eli temiz olmayan Tema ve diğer sistem yandaşı "çevreci" oluşumları harekete katabilecekleri küçük artılar için (para sanırım bunlardan biri) içeride barındırmaya devam mı edeceğiz? Bu konuda açıkçası benim tarafım belli ve keskin. Kapitalizmin askerleri ile aynı safta mücadele etmek o mücadeleyi baştan kaybetmektir. Çünkü mücadelenizin her an ters yüz edilip size karşı ve onların çıkarlarına uygun olarak kullanılma tehlikesi vardır.
Ekolojist hareket içerisinde yer alan tüm dernek, platform üyeleri ve bireyler ancak bu iki açmazı yanıtladıkları takdirde, gemi su almadan yürütülebilir ve belki çok yakında bir sonuç alınabilir.
**Belki bizler aynı guruplar içerisinde yer aldığımız için herkesin aynı konularda aynı şekilde dertli olduğu yanılgısına düşebiliyoruz. Ama büyük çoğunluğun konudan haberi yok veya yok denecek kadar az..
TEMA'yı tanıMAyalım: "Bugüne kadar çevreci ve doğa dostu bilinen bazı oluşumlar, canı yanan köylüleri, mücadele eden yaşam savunucularını kendilerine paravan etmiş, doğa katili şirketleri aklama paklama ilişkilerini gizlemek için, mücadele edenleri bir maske olarak kullanmışlardır."
Yazılı ve görsel basın yoluyla halesi iyice parlatılan bu "çevreci" vakfa dair ilk eleştiriyi 10 sene öncesinde -tam tarihi ve dergi ismi bende maalesef ödünç verilip getirilmeyen kitaplar bendinden dolayı yok- Anarşist dergilerden okuduğumu hatırlıyorum. Greenpeace'i ve Tema'yı paramparça eden yazı, bugünlerde STK'ların daha yeni dikkat çekmeye başladığı Tema ve büyük şirketler bağlantısını ifşa ederek bu bağlantılarla "çevreci" bir vakıf olunabileceğini ama asıl olunması gerektiği gibi ekolojist bir oluşum olamayacağına işaret ediyordu. O yazıların üzerinden geçen uzunca bir sürede Tema faaliyetlerine devam etti. Vakfın kurucularından Karaca neredeyse kutsal bir pozisyon edindi ve çevresel duyarlılıkla Tema vakfı ismi grift birbirinden ayrılmaz bir yumağa döndüler. Karşı çıkılmaz kutsal yumak. Nikah şekeri yerine dağıtabileceğiniz minicik bebek fidanlardan erozyona karşı durmasını isteyecek ve sorunun köklerine inmemiş olmayı böylelikle vicdanlardan temizlemeyi kolaylaştıracak bir milli vakıf.
Benim takip ettiğim son 5 yılın içerisinde son zamanlarda çıkarılan yasalara artan tepki ve bir şeyler yapmanın aciliyetinden doğan bir ekolojist hareket iyice yükselişe geçti. Ardı ardına gelen darbelerde savaşılacak cepheler iyice arttı; HES'ler, tohum yasası, tabiatı koruma kanunu değişikliği gibi direkt ekoloji ile ilgili alanlar dışında yaşadığımız toprakların tarihi mirasını da "kaptırmamaya" çalışan bir aktivist bilinç oluştu. Bu aktivist bilinç doğru yolda ilerlerken yolunda gözden kaçırmaması gereken bir çok yanlışla da boğuşmak zorunda ve Türkiye'de -maalesef- yaygın olan önce yolda yanlış yaparak ilerleme ve sonra şeytanlarla başa çıkma eğilimine kapılmaya da müsait bir yapısı var. Ancak bu handikaba rağmen son gelişmeler gösterdi ki, ilk kez şeytanlarla savaşmayı ön plana almayı başardık ama bu kez bu uğurda iyi bir şoka uğradık. Tema vakfının asıl niyetleri ile ilgili haberler, bilgilendirmeler son dönemde artınca KİP bir basın açıklaması yayınladı sitesinde. Açıklamanın içeriği ve Tema vakfının sağlam ilişkileri, yönetim kurulundaki kişiler göz önüne alındığında ana akım medyadan bu açıklamaya bir lütuf gösterilmeyeceği çok açıktı. Ancak bu nedense bir şok dalgası ile karşılandı. Oysa zaten ekolojik hareketin kapitalist sistemin yandaş medyası ile yolları çoktan ayrılmıştı. HES mücadelesi, tohum yasası ve diğer önemli davalarda hareketin sesinin cılız duyurulmasına meydan vererek marjinalleşmesini sağlayan ve ekolojist hareketi "çevreci" hareketin merhametine terkeden yine aynı medyaydı**.
Dolayısıyla aslında şimdi çok önemli iki yol ayrımındayız : birincisi yandaş medya ile uzlaşmayı mı yoksa kendi iletişim araçlarımızı oluşturmayı mı seçeceğiz? Son Tunus devrimi örneği gösterdi ki aslında sosyal paylaşım siteleri üzerinden politik paylaşımlarda bulunmak sanıldığı gibi bir vicdan rahatlatma ve tembellik işi değil. Doğru yönlendirildiğinde büyük bir güce çevrilerek örgütlenmeyi güçlendirebilir. İktidarın son zamanlarda her fırsatta örgütlü olmayı aşağılaması ve haksızlıklara karşı durmayı büyük bir suç olarak beyinlere kazımak istemesi başka türlü açıklanamaz.
İkincisi, eli temiz olmayan Tema ve diğer sistem yandaşı "çevreci" oluşumları harekete katabilecekleri küçük artılar için (para sanırım bunlardan biri) içeride barındırmaya devam mı edeceğiz? Bu konuda açıkçası benim tarafım belli ve keskin. Kapitalizmin askerleri ile aynı safta mücadele etmek o mücadeleyi baştan kaybetmektir. Çünkü mücadelenizin her an ters yüz edilip size karşı ve onların çıkarlarına uygun olarak kullanılma tehlikesi vardır.
Ekolojist hareket içerisinde yer alan tüm dernek, platform üyeleri ve bireyler ancak bu iki açmazı yanıtladıkları takdirde, gemi su almadan yürütülebilir ve belki çok yakında bir sonuç alınabilir.
* Bu konu hakkında düşüncelerim çok bölük pörçük ve toparlanmış değilim farkındayım. Aksi bu yazıyı bekletmek ve dolayısıyla yazılmamak üzere unutmak olacağından bu haliyle yayınlamaya karar verdim.
**Belki bizler aynı guruplar içerisinde yer aldığımız için herkesin aynı konularda aynı şekilde dertli olduğu yanılgısına düşebiliyoruz. Ama büyük çoğunluğun konudan haberi yok veya yok denecek kadar az..
TEMA'yı tanıMAyalım: "Bugüne kadar çevreci ve doğa dostu bilinen bazı oluşumlar, canı yanan köylüleri, mücadele eden yaşam savunucularını kendilerine paravan etmiş, doğa katili şirketleri aklama paklama ilişkilerini gizlemek için, mücadele edenleri bir maske olarak kullanmışlardır."
TEMA Deşifre Edildi « Patika Yolcuları: "TMMOB yapılan basın açıklamasını KİP aktivisti Aysun PAKSOY okudu, okunan basın açıklamasının ardından sorulan sorular ışığında TEMA’nın sözde çevre kimliğinin ardındaki gerçekler dile getirildi."
0 yorum:
Yorum Gönder