Bu ülkede, bizim hamurumuz tuhaf bir maya ile karılmıştır ki; içimizden, her rap sesinde, her itinalı bakışta ılık ılık militarizm akar rengimizi belli etmek için. Saflar sıkıştırılır, uymayanlar bir bozuk çörek olarak bir kenara kaldırılır. Tüm siyasi görüşlerin içine bir parça otorite aşkı kaçmıştır; bayılırız tek tipciliğe. Ve en acısı ne zaman anlam veremediğimiz birşey geçse elimize ağlar babamızı çağırırız, işleri yoluna koysun diye..
Ben o yüzden hep bu ülkede "bozuk çörek" olarak adlandırılması muhtemel olanların otoriteye mümkün olduğunca duyurulmamasından yanayım. O yüzdendir ki hiç bir zaman sevmedim gözler dolu dolu yazılmış "afrikalı göçmenler" makalelerini. Çünkü o makalelerden gelecek tek hayrın yukarlardan bir yerlerden gelen "hmm.. safları sıkılaştırın" emri ile tarumar edilecek yaşamlar olduğunu ezberden bilirim.
Cüneyt Özdemir taze tutmaya çalıştığı gazetecilik hissiyatımı yoksa izleyenlerini artırmaya çalıştığı twitter hesabı mı, Tempo dergisine konu olan "porno" bitirme tezi konusunu önümüze büyük bir aymazlıkla (ve iştahla) attı. O andan itibaren tek düşünebildiğim okulun tavrının bu habercilik karmaşasının ortasında (bel altından yukarıya kan dolaşımı olmayan yavşak okur yorumlarının da harmanıyla) nasıl olacağıydı. Doğrusu bu ya, YÖK'ün bitirme tezi yönünden olaya el atacağı ve öğrencinin diplomasının bıçak ucunda olduğunu düşünmüştüm önce. Çünkü ortada Bilgi Üniversitesi'ni 900'lü hatlardan kazandığı parayla kuran girişimci hikayesi vardı ne de olsa.
YÖK işe el atmadı. Ya da atmaya fırsat bile bulamadı diyelim. Bu kez üniversite yönetimi kendi bozuklarını kendi ayıkladı. Topyekün bir bölüm kapatılıp, hocaları işten atıldı. Nokta. Hikayenin buradan sonrası ne kadar gereksiz ve ne kadar nefes kesici zorlukta.. Burada durup "bir üniversite özgür düşünce yeri olduğunu savunmadı bile" demeyeceğim. Çünkü Türkiye'de üniversite o anlamı hiçbir zaman kazanmamıştı ki şimdi kaybetmiş olsun. Yeni cumhuriyetin iktidarının emriyle kurulan ve amacı iktidara hizmet etmek ve teorilerine bilimsel destek vermek olan kurumlar, özgürleşmeden yüksek liselere sonra da yüksek ticarethanelere çevrildiler. Yetişmiş iş gücü ile içi boş dört duvar üniversite mezunlarını birbirine karıştırdık. O iş baştan yaşdı yani.
Şimdi artık bu ülke görünen o ki hep ikircikte kaldığı yol ayrımını atlamış, bir yol tutturmuş kendine (aksi kendimizi kandırmak olur). İktidarın dürtmesiyle hemen hizaya gelmeye bu denli hazır olculuk hayra alamet değil. Merak ediyorum, bu toz dinerse (dinerse! ne umut!) şimdi bu hengamenin içinde ilk bulduğu dala tutunanlar sonra ne yapacak?
0 yorum:
Yorum Gönder